balÁıkhisar'ın SESİ tinara03 şuhut & afyonkarahisar
  ANA SAYFA
 



   
ergenspor.tr.gg (ERGENSPOR)
www.balcikhisar-der.tr.gg (AF BAL DER) 
istafbalder.org/    (İST. BAL.DER)

Köyümüz halkından Ayşe ŞEN (Hakkının ibrahimin eşi) vefat etmiş olup 11.02.2016 günü öğle namazına müteakip köyümüze defnedilmiştir. Merhumeye ALLAH dan rahmet yakınlarına başsağlığı dileriz.


Köyümüz halkından Nazmiye FİDAN (merhum DELİOĞLANIN eşi) vefat etmiş olup 09.02.2016 günü öğle namazına müteakip   köyümüze defnedilmiştir. Merhumeye ALLAH dan rahmet yakınlarına başsağlığı dileriz.
   

BALÇIKHİSAR YENİ YILA YENİ UMUTLA GİRDİ.
DANIŞTAY'ın Simav'ın Kuşu Köyü ile ilgili kararı  Balçıkhisarı umutlandırdı

Büyükşehir Yasası kapsamında 31 Mart 2014 yerel seçimlerinde belde statüsünü kaybedip köy yapıldığı için halkın büyük tepki gösterdiği ve seçimleri boykot ettiği Kütahya'nın Simav İlçesi'ne bağlı Kuşu'nun tekrar belde statüsüne kavuşması umudu doğdu. Danıştay 8'inci Dairesi, 'yasa çıktığında Kuşu'nun nüfusunun 2 binin üzerinde olması ve eşitlik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle' köy olma kararını bozdu. Bu karar Kuşu halkını tekrar belde olma yolunda umutlandırdı.
(NOT: Yasa çıktığında Balçıkhisarın nufusu da 2 binin üzerindeydi. Editör)

Yerel Yönetimler Yasası kapsamında, 2011 yılındaki nüfusu 2 binin altına düştüğü için belediyelik statüsünü kaybederek köye dönüştürülen Kütahya'nın Simav İlçesi'ne bağlı Kuşu'da yaşayanlar, bu kararı protesto amacıyla 30 Mart 2014 yerel seçimlerinde sandığa gitmedi, muhtar seçmedi.

31 Mart sabahına muhtarsız uyanan Kuşu Köyü'ne dönemin Simav Kaymakamı İbrahimSüha Karaboran tarafından Kuşu Ortaokulu Müdürü Feridun Aktay muhtar olarak atandı. Ancak bu atama, Kuşu Köyü halkını tatmin etmedi. Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararıyla 1 Haziran 2014'te, Kuşu'da muhtarlık seçimleri yeniden yapıldı. Ancak, "Muhtar değil, belediye başkanımızı seçmek istiyoruz" diyen Kuşulular, yine sandığa gitmedi. Sandıktan tek oy bile çıkmadı. Bunun üzerine kaymakamlık, ikinci kez sandığı boykot eden Kuşu Köyü'ne Ortaokul Müdürü Feridun Aktay'ı bukez tarih belirlemeden tekrar muhtar vekili olarak atadı.

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMİNDE DE SANDIĞA GİTMEDİLER

Geçen yıl 10 Ağustos 2014'teki Cumhurbaşkanlığı seçiminde de oy kullanmayan Kuşulular, belde statülerinin geri verilmesi için konuyu Ankara'da Bölge İdare Mahkemesi'ne taşıdı. Bölge İdare Mahkemesi, yasa çıktığında Kuşu'nun nüfusunun 2 binin üzeride olduğu gerekçesiyle yetkisizlik kararı verip, dosyayı Anayasa Mahkemesi'ne gönderdi.

Anayasa Mahkemesi ara kararla davayı reddetti. Bunun üzerine Kuşulular, davayı Danıştay'a taşıdı. Danıştay, eşitlik ilkesine aykırı olduğu ve yasa çıktığında Kuşu'nun nüfusunun 2 binin üzerinde olduğu gerekçesiyle köy olma kararını bozdu. Danıştay'ın bu kararı Kuşulu'ları tekrar belde olma yolunda umutlandırırken, sevinç yarattı.

 

 
  

Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğünce mera ıslah çalışmaları her yıl düzenli olarak devam etmektedir. İl Müdürü Hüseyin Arap, Balçıkhisar köyünde başlatılan mera ıslah ve amenajman projesi kapsamında gübreleme ve ıslah çalışmalarını yerinde inceleme yaparak değerlendirmelerde bulundu. Konuya ilişkin açıklamada bulunan İl Müdürü Hüseyin Arap; “Bu kapsamda İlimiz yaklaşık 2.2 milyon dekar meraya sahip bir ildir. Bu güne kadar yaklaşık 32 bin da. Alanda ıslah çalışmaları tamamlanmıştır. Balçıkhisarda 9.993 da. Alanda ıslah çalışmalarımız devam etmekte olup; 2016 yılında ise projesi hazırlanan 2 köyde 3.515 da. Alanda ıslah çalışmalarına başlanılacaktır. Islah Metodu ile Mera otunda verim artışı sağlanır. Ot kalitesi yükselerek Hayvansal ürün miktarında artış olur. Aynı zamanda çiftçimiz için hayvanlarını maliyetsiz besleme imkanı sağlanmış olur. İl Müdürlüğümüzce Şuhut İlçesi Balçıkhisar köyünde başlatılan mera ıslah ve amenajman projesi uygulaması ile Mera ıslahından önce 433 ton olan ot üretimi, ıslah sonrası 756 tona çıkarılması planlanmaktadır. Otlatma kapasitesinin ise 168,63 Büyük Baş Hayvan Biriminden 374,74 Büyük Baş Hayvan Birimine artması planlanmaktadır. Ülkemiz hayvancılığımız için mera varlıklarımızın korunması, ıslah edilerek hayvancılık amaçlı kullanılmaya dönük planlamalar yapılması oldukça önem arz etmektedir. Meraların kalitesinin arttırılarak planlama ile rantabl otlatma yapılması hayvancılığımızda girdi maliyetlerini önemli oranda azaltacaktır. Ayrıca tüm vatandaşlarımızın meralarımızı hassasiyetle koruması ve sahip çıkması önem arz etmektedir” dedi.

KÖYÜMÜZÜN ANIT AĞACI OLDU
Köyümüz kocakuz mevkiinde 300 yıllık olduğu tahmin edilen 6 mt çapındaki ceviz ağacı Köyümüz halkından Mevlüt BOZDAĞ ın girişimiyle Afyonkarahisar Çevre ve şehircilik İl müdürlüğünce anıt ağaç olarak tescillenerek koruma altına alındı.



Köyümüz 1 Kasım seçiminde AK PARTİ 541 CHP 522 MHP 128 HDP 2 oy aldı


HEMŞERİMİZ AVUKAT FEZA BOZDAĞ AFYONKARAHİSAR BAROSUNDA DÜZENLENEN TÖRENLE AVUKATLIK RUHSATINI ALARAK İŞ HAYATINA BAŞLADI


Avukatlık stajını bitirerek ruhsat almaya hak kazanan hemşerimiz Feza BOZDAĞ, düzenlenen törenle yemin ederek Avukatlık ruhsatını aldı. Genç avukatımızın ailesinin ve meslektaşların katılımlarıyla gerçekleşen törende cübbeleri Baro Başkanı Av. Turgay ŞAHİN tarafından giydirilirken, ruhsatı yanında staj yaptığı avukat Mehmet AKALIN tarafından verildi.Mesleğe yeni adım atan  genç avukatımız Feza BOZDAĞ'a başarılı, uzun, kazançlı bir meslek hayatı diliyor ve tebrik ediyoruz.
----------------------------------


CANDAN IZGARA EVİ UZUN ÇARŞI TURUNÇ İŞHANINDA


 
 

 

SENİRKENT 1968 
KASABAMIZDA İLKOKULU BİTİREN ÇOCUKLAR KIŞ AYLARINDA KUR’AN ÖĞRENMEYE GİDERLERDİ. BEN DE 1968 YILINDA OKULU BİTİRDİM. YUKARI CAMİ DİYE BİLDİĞİMİZ CAMİDE O ZAMANKİ İMAM TAVŞANOĞLUNUN MEVLÜT HOCA İDİ VE BİZE CAMİDE KUR’AN
ÖĞRETİYORDU. BEN BURADAN AYRILIP ISPARTANIN SENİRKENT İLÇESİNDE HEYBELİ MEHMET DİYE BİR ZATIN YANINDA ÇALIŞMAYA
BAŞLADIM. AYNI DÖNEME KASABAMIZDAN KAMİL KAVAL,RAMAZAN GÜNGÖR,HANİFİ YILMAZ DA SENİRKENTE ÇALIŞMAYA GELMİŞLERDİ. HEYBELİ MEHMET’ İN EVİNİN YANINDA BİR MESCİT VARDI. BU MESCİTE ZAMAN ZAMAN NAMAZ KILMAYA GİDİYORDUM.MESCİDİN HOPARLÖRÜNDEN GÜR VE TOK BİR SESLE DİNİ KONULARDA VAAZ VERİLİYORDU. BİR GÜN SESİN SAHİBİNİ BULMAK İÇİN MUHTELİF CAMİLERE NAMAZ KILMAYA GİTTİM.HİÇ BİR BİLGİ ELDE EDEMEDİĞİM GİBİ O GÜR VE TOK SESİN SAHİBİNİ BULAMADIM.SENİRKENTİN MEŞHUR CAMİSİ OLAN PAZAR CAMİSİ VARDIR, EN SON ORAYA GİTTİM.BURADA BAKTIM Kİ O GÜR VE TOK SESİN SAHİBİ KASABAMIZ İSTİKLAL MAHALLESİNDEN (ESKİ SEYLİK MAHALLESİ) İBİŞGİL’ İN HALİL HOCA (YANİ DEĞERLİ İNSAN HALİL ARIK HOCAM)OLDUĞUNU GÖRDÜM. KÖYÜMÜZDEN RAMAZAN GÜNGÖR, KAMİL KAVAL VE HANİFİ YILMAZ’A SENİRKENTDE İBİŞGİL’İN HALİL HOCA VAR DEDİM.ARKADAŞLARLA BİRLİKTE HALİL HOCA İLE GÖRÜŞMEYE
KARAR VERDİK EVİNİ ARMAYA BAŞLADIK VE BULDUK.DEĞERLİ HOCAM HALİL ARIK İLE KARŞI KARŞIYA GELDİK.BEN EMİN İN ŞABAN IN OĞLU SERVET ŞEN, GARA SÜLEYMAN OĞLU KAMİL, YANALI GİLDEN RAMAZAN, DOKTORUN HALİL HOCANIN OĞLU HANİFİ DİYE KENDİMİZİ
TANITTIK. ÇOCUKLAR BURADA ÇALIŞTIĞINIZ SÜRECE HERHANGİ BİR İHTİYACINIZ VE SIKINTINIZ OLDUĞU ZAMAN BENİ BULUN DEDİ.
DEĞERLİ HOCAMIN BU İFADELERİ BİZİM YÜRÜĞİMİZE SU SERPTİ. KENDİSİNDEN ALLAH (C.C.) RAZI OLSUN ELLERİNDEN ÖPERİM.
BU DÖNEMDE SENİRKENT’TE DEĞERLİ İNSAN HALİL HOCAM’IN DIŞINDA YİNE KASABAMIZDA TOPAL SÜLEYMANIN OĞLU NİYAZİ
ORHAN’DA SENİRKENT YAPI SANAT ENSTİTÜSÜNDE ÖĞRENCİ İDİ. NİYAZİ AĞABİ’DE BİZE SAHİP ÇIKTI. KENDİSİNDEN ALLAH (C.C.)
RAZI OLSUN. NİYAZİ AĞABİ ARAMIZDAN GENÇ YAŞTA AYRILDI.ALLAH (C.C.) RAHMET EYLESİN,MEKANI CENNET OLSUN.(Servet ŞEN 2016)
                                                                          




GURBETTE KÖYÜMLE
İlk yatılı okumaya gittiğimde düğümlendi köyüm içimde. Büyüdüm, çocukluktan çıktım, iş güç sahibi oldum, çoluk çocuğa karıştım benim içimde hep köyüm büyüdü düğüm düğüm. 
On sekiz yıl boyunca yabancı ülkelerde köyümle yaşadım. Hatta yazmak istediğim kitaba da “Gurbette Köyümle” dedim. Tatillerde gelmeye çalıştım her yıl. Tatillerin kısalığından mıdır, nedir, her gelişimde yeniden taravet kazandı köyüme olan aşkım. 
Şimdi ülkemdeyim. Köyüme daha rahat gelebiliyor, köyümde daha çok bulunabiliyorum. İki yıl içinde on sekiz yıl bulunamadığım kadar, bayramlarda köyümde oldum. Bütün kardeşlerimizle birlikte kurban kestik, birlikte akrabalarla bayramlaştık…
Yaşın olgunlaşmasından mıdır, bu olgunlaşmanın getirdiği birikimle hislerden daha çok mantığın devreye girmesinden mi yoksa hayat akarken yaşadıklarımızın fark ettirmesinden midir, nedir? Köyüm ve dünyaya bakışım, bağlılığım aynı mantığa oturdu bende. 
Yıllar geçtikçe, mahallemizdeki, köyümüzdeki tanıdıklar öteye göçtükçe beni köyüme bağlayan her şey yaşanılmaktan öte hatıralar âlemine kaydıkça, nasıl ki dünya “yaşadığımız an”da bir hakikat, geçince de kayıp giden bir yalandan ibaretmiş gibi sanki! Aynen öyle de şimdi bana göre köyüm de öyle. Bir taraftan tanıdıklarım, göçmüşler öteye; bir taraftan da ben göçmüşün beriye. Aslında uzaklaşmışım da fark etmemiş, avunmuşum. 
Geri getirilemez günler yaşadık. Gökçepınar deresinden çay toplamaya çıktığımızda, yukarı o yamaçlara cıvıl cıvıl seslerin ulaşması artık muhal. Sarı dayı “Hoş geldin len evlat!” der mi bir daha? Aşık Mevlidi, Halis dedem, Mustafa dayım yeniden Köpekbelinde harman döver mi? Ebemin topladığı armudu yemek tekrar nasip olur mu? İlkokulda sobayı karıştıra karıştıra Hademe İsmail abi bütün çocuklara isimleriyle sülalesiyle seslenir mi? Doktorun Halil hoca yanık sesiyle ezan okur, müezzinlik yapar, Kur’an okur mu? Hele Zıbık köy meydanında dondurma satar mı?
Daha neler neler söylenebilir ki, geri gelmez, getirilemez artık. Tıpkı dünya gerçeği gibi. Ha dünyanın yalancılığı, ha köyümüzün yalancılığı… her ikisi de süslenmiş, püslenmiş çektiler kendilerine bizi ve oyaladılar bir müddet.
Şimdi anladım, anladım ki hakikat zannedip yapıştığımız şeyler, bel bağlamaya değmezmiş. Dünyayı kazanma çabası çok ucuz bir çabaymış meğer. Daha pahalı, daha kayda değer gerçeğin peşinde olmalıymış. Yanlış da anlaşılmasın, çalışmaya bir şeyler üretmeye karşı olduğumdan değil bu düşüncelerim. Ebu Hanife’nin hikayesine benziyor biraz demek istediğim şey:
Ebu Hanife alimliğinin yanında kumaş tüccarıymış. Talebeleriyle otururken birisi gelip, “Efendim sizin yükü getiren gemi batmış” demiş. İmam, az düşündükten sonra, “Elhamdülillah” demiş. Az bir zaman sonra aynı kişi gelip, “Efendimiz, gözünüz aydın, batan gemi sizin yükü getiren gemi değilmiş” demiş. İmam yine, “Elhamdülillah” demiş. Tabi talebeleri hayret etmiş, biri birine zıt iki duruma da hamd etmiş olmasına. Üstadlarından izahını isteyince, Ebu Hanife, “Her iki durumda da kalbime baktım, gördüğüm şey, veren Allah idi alan da O; alan Allah idi veren de O. Hal böyle olunca böyle bir kalbi bana lütfettiği için Allah’a hamd ettim” demiş. 
Allah bu hakikatı anlamaya muvaffak etsin inşallah. (Yaşar KARAYUNUSOĞLU)



 


 
  518645 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=