balÁıkhisar'ın SESİ tinara03 şuhut & afyonkarahisar
  Unutma
 





MELEK
Bir zamanlar dunyaya gelmeye hazirlanan
bir bebek varmis. Bir gun Tanri'ya sormus:
-Tanrim, beni yarin dunyaya gonderecegini
soylediler, fakat ben o kadar kucuk ve
gucsuzum ki, orada nasil yasayacagim?
 
-Tum meleklerin arasindan senin icin bir
tanesini sectim. O seni bekliyor olacak
ve seni koruyacak. Melegin sana hergun
sarki soyleyecek ve gulumseyecek.
Boylece sen onun sevgisini
hissedecek ve mutlu olacaksin.
 
-Pekiiiii... Insanlar bana birseyler
soylediklerinde, dillerini bilmeden
soylenenleri nasil anlayacagim?
 
-Melegin sana dunyada duyabilecegin en
guzel ve tatli sozcukleri soyleyecek, sana
konusmayi dikkatle ve sevgiyle ogretecek..
 
-Peki Tanrim, ben seninle konusmak
istersem ne yapacagim?
 
-Melegin sana ellerini acarak
bana dua etmeyi de ogretecek.
 
-Dunyada kotu adamlar oldugunu duydum,
beni kim koruyacak?
 
-Melegin seni kendi hayati pahasina
dahi olsa daima koruyacak.
 
-Fakat ben, seni bir daha
goremeyecegim icin cok uzgunum.
 
-Melegin sana surekli benden soz edecek
ve bana gelmenin yollarini sana ogretecek.
O sirada Cennette bir sessizlik olur
ve duyanin sesleri cennete kadar ulasir.
Bebek gitmek uzere oldugunu anlar
ve son bir soru sorar:
 
-Tanrim eger simdi gitmek uzereysem lutfen
cabuk soyle, benim melegimin adi ne?
 
-Meleginin adinin onemi yok yavrum,
sen onu ANNE diye cagiracaksin. ..



BEREKET

 Vaktiyle birbirini çok seven iki kardeş varmış...

 Büyüğü Halil, küçüğü ise İbrahim...

 Halil, evli ve çocuklu, İbrahim ise bekârmış.

 Ortak bir tarlaları varmış iki kardeşin.

 Ne mahsul çıkarsa, ikiye pay ederlermiş.
Bununla geçinip giderlermiş...
 Bir yaz, yine harman yapmışlar buğdayı.

 İkiye ayırmışlar, iş kalmış taşımaya...

 Halil, bir teklif yapmış,

'İbrahim kardeşim, ben gidip çuvalları getireyim,

 sen buğdayı bekle.' 'Peki abi' demiş İbrahim...

 Ve Halil gitmiş çuval getirmeye...

 O gidince, beklerken düşünmüş İbrahim,
'abim evli, çocuklu, daha çok buğday lazım onun evine'

demiş ve kendi payından bir miktar atmış onunkine...
 Az sonra Halil çıkagelmiş, 'haydi İbrahim!..' demiş,

 'önce sen doldur da taşı ambara'.

'Peki abi!..' deyip, kendi yığınından bir çuval doldurup
düşer yola İbrahim...
 O gidince, Halil düsünür bu defa, der ki:

'Çok şükür, ben evliyim,
kurulu bir düzenim var,

 ama kardeşim bekâr. O daha çalışıp, para
biriktirecek. Ev kurup evlenecek.

' Böyle düşünerek, kendi payından atar
onunkine birkaç kürek...
 Velhasılı , biri gittiğinde öbürü,

 kendi payından atar diğerininkine.
Bu, böyle sürüp gider...

 Ama birbirlerinden habersizdirler.

 Nihayet akşam olur, karanlık basar.

 Görürler ki, bitmiyor buğdaylar.

 Hatta azalmıyor bile...

 ALLAH onların bu davranışlarını çok beğenmiştir.

 Buğdaylarına bir bereket verir,

 bir bereket verir ki, günlerce taşır iki kardeş,
bitiremezler. Onlar taşıdıkça çoğalmaktadır

buğdayları. Şaşarlar bu işe... Dolar taşar ambarları.

İşte o gün bugün ' bereket' denilince bu kardeşler
akla gelir.

 Bu bereketin adı: ' Halil İbrahim bereketi' dir...

 

HABİB BABA

 

Habib Baba, 4.Murad devrinin gizli, kimsenin bilmediği Allah dostlarındandır. Yaşlıdır,fakirdir,gariptir.Fakat Rabbinin katında da alemlere denk bir değerin sahibidir.
Yaşlı Habib Baba, uzun bir kervan yolculuğunun sonunda İstanbul'a gelmiştir.Yolculuğunun tozunu, yorgunluğunu atmak için bir hamama gider... Niyeti, şöyle iyice bir keselenip, paklanmak... Bedenini de ruhuna denk kılmaktır.
Fakat hamamcı Habib babayı içeri sokmak istemez.
'Bugün' der, 'Sultan Murad'ın vezirleri hamamı kapattılar, dışarıdan müşteri alamıyoruz.'
Habib baba üzülür... Rica, minnet eder, yalvarır...
'Ne olursun' der, 'kimseye varlığımı belli etmem, aceleyle yıkanır çıkarım.Bu tozlu bedenle Rabbime ibadet ederken utanıyorum.Binbir dil döker.Hamamcı ehl-i insaftır... Dayanamaz... Kabul eder... Hamamın en sonundaki odayı göstererek ...
'Baba şu odada hızla yıkanıp çık, parada istemem. Yeter ki vezirler, senin farkına varmasınlar.'
Habib baba sevinerek kendine gösterilen yere girer. Yıkanmaya başlar... Ve bu arada hamamcının karşısında yeni bir müşteri belirir. Boylu, poslu, genç, yakışıklı biridir bu gelen. Onunda görünümü fakirdir... Ama sadece görünümü... İkinci müşteri kılık değiştirmiş, 4.Murad'dır. O gün vezirlerinin topluca hamam alemi yapacaklarından haberdar olan padişah merak etmiştir.
'Hele bir bakalım' demiştir, 'bizim vezirler, hamamda benden uzakta, kendi başlarına ne yaparlar, nasıl eğlenirler?'
Ve bu merak padişahı, tebdil-i kıyafet ettirerek, hamama getirmiştir.
Az önce yaşananlar bir kez daha tekrarlanır...
Hamamcı vezirler der almak istemez... Padişah ise, ne olursun der, bastırır ve padişah galip gelir... Habib babanın yıkanmakta olduğu odayı göstererek, genç padişahın kulağına fısıldar:
'Şu odada bir ihtiyar yıkanıyor. Sende sar peştemali beline gir yanına... Beraber sessizce yıkanın, bir an evvel çıkın... Ve ekler: 'Aman ha! Vezirler varlığınızı bilmesinler.'
Sonra 4.Murad da Habib babanın yanına süzülür. Beraber sessizce yıkanmaya başlarlar. Bu arada, hamamın büyük salonundan gelen tef, dümbelek, şarkı, türkü sesleri ortalığı çınlatmaktadır...
Habib babanın gözü, genç hamam arkadaşının sırtına takılır. Biraz kirlenmiş gibi gelir ona... Allah hikmeti gereği dostuna, o yanındakinin tedbil-i kıyafet etmiş padişah olduğunu ilham etmemiştir...
Ve yanındakini, görüntüsüne uygun, kendi gibi fakir bir delikanlı zanneden Habib baba yumuşak bir sesle konuşur:
'Evladım' der, 'Sırtın fazlaca kirlenmiş, musade edersen bir keseleyivereyim.'
Padişah aldığı bu teklif karşısında şaşkınlaşır ve büyük bir haz duyar... Haz duyar, çünkü ömründe ilk defa biri ona, padişah olduğunu bilmeden, sırf bir insan olarak, karşılık beklemeksizin bir iyilik yapmayı teklif etmektedir.
Memnuniyetle Habib babanın önünde diz çökerken: 'Buyur baba' der, 'ellerin dert görmesin'
Bu arada içerideki alemin sesleri hamamı çınlatmaya devam etmektedir. Habib baba, 4.Murad'ın sırtını bir güzel keseler... Fakat padişah kuru bir teşekkürle yetinmek istemez.. Ne de olsa insandır ve o da her insan gibi kendine yapılan iyiliklerin kölesidir.
'Baba' der, 'gel bende senin sırtını keseliyeyim de ödeşmiş olalım.' Habib baba, teklifin kimden geldiğinden habersiz, tebessümle;
'Olur evlad' deyip, sultanın önünde diz çöker. Bu arada, Sultan Murad kese yaparken bir yandan da Habib babayı yoklar, ağzını arar...
'Baba' der, 'görüyormusun şu dünyayı... Sultan Murad'a vezir olmak varmış... Bak adamlar içerde tef,dümbelek hamamı inletiyorlar, sen ve ben ise burada iki hırsız gibi...'
Habib baba Sultan Murad'ın cümlesini tamamlamasına fırsat bile bırakmaz, kendi hükmünü söyler... Sultan Murad'ın Habib babadan duydukları, ağzı açık bırakıp, keseyi elden düşürten cinstendir:
'Be evladım' der, Habib baba, 'Sultan Murad dediğin kimdir? Sen asıl Alemlerin Sultanına kendini sevdirmeye bak ki, O seni sevince sırtını bile Sultan Murad'a keselettirir...

 

 



























 
  552176 ziyaretçi  
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=